Horasan Harcı ve Bu Malzemenin Mimar Sinan Tarafından Kullanımı

Osmanlılar, hatta onlardan daha önce Anadolu’da hüküm süren Selçuklular, “kırılmış, öğütülmüş tuğla, kiremit, çömlek gibi malzemeleri,” “Horasan” olarak adlandırmışlardır.

“Horasan” deyimi, İran’ın kuzeydoğu bölgesinde bulunan Horasan ilinin isminden alınmıştır. Bu malzeme, Mısır’da “homra,” Hindistan’da “surkhi” ve Yunanistan’da “korassani” isimleriyle anılmaktadır.

Tuğla, kiremit, çömlek gibi malzemelerin kilden yapıldığı ve pişirme işlemine tabi tutulduğu düşünülürse, “horasan,” pişirilmiş kildir.




Kil, büyük miktarda silika ve alümina içermesine karşın, kristal yapıya sahip olduğu için, doğadaki haliyle, puzolanik özellik göstermektedir. Ancak, pişirildiği takdirde, kilin kristal yapısı büyük ölçüde ortadan kalkmakta ve amorf yapıya sahip olunmaktadır. Dolayısıyla, pişirilmiş durumdaki ince taneli kil, puzolanik özellik sergilemektedir.

Puzolanik malzemelerbüyük miktarda silika ve alümina içerir ve amorf yapıya sahiptirler. Kendi başlarına hemen hemen hiç bağlayıcılık göstermedikleri halde, ince taneli durumda iken sulu ortamda söndürülmüş kireçle reaksiyona girerek hidrolik bağlayıcılık gösterirler.

Pişirilmiş kilden puzolanik malzeme olarak yararlanılmasına dair uygulamalar eski Romalılar zamanında, hatta daha da önce gerçekleşmiştir.

horasan harcı-2




Horasan harcı, “horasan + kireç + kum veya kum büyüklüğünde tuğla ve kiremit parçaları + su” karışımından oluşturulmaktadır. Horasan harcı, yapı taşlarını birleştirmekte kullanılan bağlayıcı malzeme görevi yapmaktadır.

Osmanlılar zamanında Horasan harcı kullanılmış olan yapılar incelendiğinde, harcın içerisinde nohut büyüklüğünde tuğla ve kiremit parçalarının da katılmış olduğu görülmektedir. İçerisinde iri tuğla ve kiremit parçalarının da bulunduğu horasan harcı aslında horasanla yapılmış bir betondur.

Mimar Sinan, eserlerinin bir çoğunun yapımında horasan harcından yararlanmıştır. Bu tür bir harcın kullanımı, Mimar Sinan’dan sonraki tarihlerde de devam etmiştir. Mimar Sinan’ın bazı kaynaklara göre sayıları 477’yi bulan fakat birçok kaynağın karşılaştırılması sonucunda bu sayının 312 olduğu belirlenen bu eserlerinden bazılarının isimleri ve yapıldığı tarihler şunlardır:

selimiye camii



  • İstanbuş’da Haseki Hürrem Sultan Külliyesi, 1539
  • Üsküdar Mihrişah Sultan Külliyesi, 1548 ile Şehzade Külliyesi 1555,
  • Beşiktaş’taki Sinan Camii, 1556,
  • Topkapı’daki Kara Ahmet Paşa Camii, 1558,
  • Fındıklı’daki Molla Çelebi Camii, 1561,
  • Babaeski’deki Cedit Ali Paşa Camii, 1565,
  • Kadırga’daki Sokullu Mehmet Paşa Camii, 1572,
  • Eminönü’ndeki Rüstem Paşa Camii, 1562,
  • Karapınar’daki 2. Selim Külliyesi, 1564,
  • Lüleburgaz’daki Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, 1570,
  • Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii, 1562,
  • Piyale Paşa Camii, 1574,
  • Edirne’deki Selimiye Camii, 1575,
  • Havsa’daki Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, 1577,
  • İstanbul Azapkapı’daki Sokullu Mehmet Paşa Camii, 1578,
  • Eyüp’teki Zal Mahmut Paşa Camii, 1580,
  • Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Külliyesi, 1581,
  • Ilgın’daki Lala Mustafa Paşa Külliyesi, 1581,
  • Üsküdar’daki Atik Valide Camii, 1583 ve Muradiye Camii 1586
  • Uzun Kemer, Müderris Köyü Kemeri, Mağlova Kemeri, Güzelce Kemeri, Çekmece, Silivri, Sinanlı, Sultan Süleyman ve Drina Köprüleri

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Facebook'ta Takip Etmek İster misiniz?