İnşaat Mühendisliği Özelinde Mühendis Uyuzluğu


Öncelikle şunu belirtelim ki, bütün genellemelerin yanlış olması gibi buradaki tüm genellemeler de yanlıştır. Aslında bütün genellemeler yanlıştır genellemesi de yanlıştır ama o da ayrı bir konudur. Neyse.

Angry-office-workerOnlarca mühendislik dalını aynı kefeye koymak iddialı ve bir o kadar da tehlikeli (yazıyı yazan için) bir genelleme olacağından, etrafta en fazla bireylere sahip, uyuzluğu en rijit ve ataletli olan mühendislerin yani inşaat mühendislerinin bu kadar sinirli, agresif, anlayışsız, tahammülsüz, eleştiriye kapalı, dediğim dedik yani evlat olsa eldivenle sevilecek tipler olmasının altında yatan temel sebeplerden birkaçını anlatmaya çalışalım. (Tahammülsüz demiş miydim?)

Bildiğimiz gibi diğer mesleklerde olduğu gibi mühendislik yolunda da ilk yol ayrımı lise eğitimindedir. Lisenin başlarında öğrenciler sayısal, sözel, eşit ağırlık, dil, spor gibi dallara yönelir/yöneltilir/sürülür. Henüz lisede ve ergenliğin ortalarında olan bu gençler bu uyuzluk zehrinin ilk zerrelerini bu dönemde bünyelerine alırlar. Aslında genel olarak eğitim sisteminin yapısından kaynaklanan bazı en temel sorunlar (çoktan seçmeli, sonuç odaklı, tek doğrulu yaklaşımlar) bu sorunun kaynaklarından olsa da sayısalcılar burada okkalı darbeyi alanlardandır. Her ne kadar eğitim sisteminin genel yapısında tek doğruculuk ağır bassa da sözel ve eşit ağırlık dallarında felsefe, edebiyat ya da tarih gibi yorumlamaya ve farklı bakış açılarına (yaklaşımlara) daha açık dersler bulunur. Sayısal alan ise diğer bölümlerin aksine fizik, kimya, biyoloji gibi daha sabit süreçli, sonuç odaklı ve deterministik denilebilecek derslerin ağırlığı altındadır. Tabii ki bazı dersler karşılıklı olarak tüm bölümlerde okutulur ve bu sonuç odağı ya da yaklaşım seçeneklerinin ayrımları lise dönemlerinde çok keskin değildir, hatta belirli belirsizdir. Ama vardır. Yine de “mühendislik uyuzluğunun temeli (aslında grobetonu) bu lise dönemlerinde atılmaya başlanır” demek yanlış olmaz.

angrybird-engineer




Mühendislik lisans eğitiminde ise bu grobeton üzerine son derece sünek olmayan, rijit bir mühendislik uyuzluğu inşa edilir. (tıp ya da mimarlık gibi bölümlerinin bu konuda farklılıklarını aşağıda açıklayacağım) Lisede fen derslerinde başlayan “yarım sayfa çözüm yapıp cevabı sıfır bulma” macerası artık lisans eğitiminde “üç sayfa çözüm yapıp cevabı sıfır bulma (hatta bulamama)” çılgınlığına erişir. (2, 5 ya da 646 gibi sayılar da can sıkıcıdır tabi ama 0 ve 1’in acısının yeri ayrıdır). Sabit süreçler ve sonuçlar o kadar ciddileşir ki artık durum, sınavlarda virgülden sonra kaç hanenin geçerli olacağı (zemin mekaniği, su getirme ve kanalizasyon vs.), Π’nin ya da diğer sabit sayıların ne kadar detayına girileceği, formüllerin ezberlendiği ya da verildiği, enterpolasyonların havalarda uçuştuğu, hesap makinalarının pilinin bittiği bir hale gelir. sokacaktım daÖrneğin mühendislik fakültelerinde hocaların derste sözlü olarak sorduğu soruların doğru cevabını neredeyse hiçbir öğrenci bilemez. Aslında bu sorulara öğrencinin vermeye çalışmasına, strese girmesine hiç gerek yoktur. Öğrencinin anlatmaya çalıştığı şeyin, sonuca ne kadar yaklaştığının önemi yoktur. Zira öğrencilerin zihin okuma becerilerinin olması bu sorulara cevap verebilmenin neredeyse tek yoludur. İşte bu tek cevapçılık, sabit yolculuk, sonuç budurculuk sistemi zehirlerin babası, kötülüklerin ise anasıdır. 

Sosyal bilimlerde ise durum çok farklıdır (lay lay lom sana göre sevmeler). Daha eğitimin ilk dönemlerinde öğrencilere, sosyal bilimlerde temel kavramlar, xxx’te yaklaşımlar gibi temel derslerle olaylara farklı açılardan bakmanın, bağlamların, konjonktürlerin, yaklaşımların önemi empoze edilir. Çoğu kavram ya da olaydan, bağlam ya da yaklaşıma göre (bir mühendisi çileden çıkaracak derecede) çok farklı sonuçlar çıkarılabilir. (Çileden çıkma kaynağı; sosyal bilimlerden de lisans diplomasına sahip gecenin 4’ünde bu yazıyı yazan bir inşaat mühendisi) Aynı kavram; işlevselci yaklaşıma göre a, yapısalcı yaklaşıma göre b, materyaliste c, feminisite z vs vs gibi fikirlerin havalarda uçuştuğu bir şekilde açıklanabilir. Hatta yaklaşımların ya da kavramların iki farklı sosyal bilimler dalında farklı anlamlarda kullanıldığı çok fazla örnek vardır. Dolayısıyla bir sosyal bilimler öğrencisi “evet o açıdan bakınca da doğru” demeyi öğrenir. Sünektir, kırılıp dökülmez, sinirlenmez, sönüm oranı yüksektir. Π’yi 8 alır geçer, gerekirse 8 alınca böyle çıkar, 3 alınca böyle çıkar diye açıklama yapar. (evet 8)

mavi hap kırmızı hapMühendislik eğitiminde farklı olan bir diğer konu, (altında benzer konular yatsa da) yapılan işlerin, elde edilen sonuçların beğeni ya da eleştiriye açık olmaması olayıdır. İkili sistem hakimdir. 1’ler ve 0’lar ya da kırmızı hap ve mavi hap.

Sonuçların beğenilmesi ya da beğenilmemesi gibi bir durum yoktur. Örneğin mimarlıktaki gibi bir jüriye proje anlatımına, sunum becerisine, ikna kabiliyetine ya da cilalamalara gerek yoktur. (Cidden, bu mimarlık neden sayısal puanla alıyor ki?) Projeyi bir kültüre, döneme, stile atfedemezsiniz, yemezler yani. “Hocam 20/12’lik minimal mi minimal fakat adeta arkaik kapasiteye sahip sürreal bir kiriş elde ettim” diyemezsiniz.  “Hocam x yaptım y’yi buldum sebebi z’dir ahan da kanıtı da bu c’dir” der geçersiniz. Hatta bitirme çalışmasının savunmasına eşofmanla gidebilirsiniz, hocaların umurunda bile değildir, zira onlar da inşaat mühendisidir. (eğitim tavsiyesi değildir)

Tıp eğitiminin ise ortamı çok farklıdır, onlar da uyuzlukta mühendislerle yarışır hatta geçer fakat grobetonları aynı santralden gelse de onların binası çelik konstrüksiyon bizimki betonarmedir. Tıp eğitiminin sürekli tez-antitez, soru-cevap diyalektik yapısı, usta-çırak sınıf çatışmaları (sosyal bilimlerdeki sınıflar değil) gibi ortalığı kızıştırıcı faktörler öğrencileri arenada dövüşen gladyatörlere çevirir. Diplomayı aldıklarında ise ataleti sonsuz ve sonsuz rijit perdelerle çevrili bir egoizmle dolu halde, insan mahlukatlarının (tıpçılara göre tıpçı olmayan insanların yani ) arasına salınırlar. (Neyse ki buraları okuyan tıpçı yoktur.) Kısaca tıpçıların da olayı farklıdır.




Kısa kesmek gerekirse inşaat mühendisleri için çoğu durumda tek doğru vardır, öyle alışmıştır çünkü, beyinlerine kürekle sokmuşlardır bu alışkanlığı. (Buna bile itiraz ederler hatta) Bu berbat alışkanlığı uyuzluklarının temelini oluşturur. O malzemeyi kullanırsan binaya su sızar, böyle duvar olmaz, yıkılır bu, bu böyle yapılmaz, yönetmelikte perdeli demiş-bö prögröm yönlöş yöpöyööö…

Ey ay felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için,
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun, etme…

Tabi bu temel uyuzluğu, inşaat mühendislerinin çalışma saatleri, koşulları, gelirleri, eğitim sürecindeki 2/60 gibi demografik zorlantılar (anladınız siz), beyin yorgunluğu, muhatap olduğu kültürel ve kişiliksel dokuları gibi birçok negatif konudan bağımsız olarak ele aldığımızı da belirtmek gerekir. O konulara da girsek ohoo sabahlar olmaz…

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Facebook Sayfamızı Beğenip
Yeni İçeriklerimize
Anında Ulaşın!